Kurban, sıradan bir kesim değil, kutsal bir kesimdir.


Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celâl YENİÇERİ ile kurban üzerine konuştuk.
“Kurban, sıradan bir kesim değil, kutsal bir kesimdir.”


        Şefkat Dergisi: Muhterem Hocam, “Kutsal Kesim Kurbana Yeniden Bakış” isimli bir eser yazdınız. “Kutsal Kesim” ifadesinden neyi kastediyorsunuz?

        Yeniçeri: Kurban, sıradan kesimler gibi değildir. İstediğiniz vakitte bir hayvanı kesersiniz yersiniz, yedirirsiniz. Bu sıradan olur. Kurban ise öyle değil. Onun belli bir vakti ve maksadı vardır. Bir milleti, bir ümmeti, diğerlerinden ayıran belli özelliklere, alâmetlere “şeâir” denilir ki müfredi “şiâr”dır. İşte kurban, kendine has fıkhıyla İslâm dininin şiarlarından biridir. İnsanlık var olduğundan itibaren –Hâbil ile Kâbil kıssasından hatırlayacaksınız- kurban da var olagelmiştir. Her ne kadar Peygamberimiz (s.a.v.) “Babanız İbrahim’in sünnetidir” diyorsa da, önceki peygamberlerde de kurban vardı. Bu ifade, Hz. İbrahim’in Mekke ve Beytullah ile olan alakasına bir atıf olsa gerektir diye düşünüyorum. Nitekim Kur’ân’da da “Her ümmete kurban kesmeyi meşru kıldık” (Hac, 22/34) buyrulmaktadır.

        Şefkat Dergisi: O zaman günümüzde kurban bayramlarında hayvan dostu kesilip gürültü, patırtı çıkartanlara veya “Kesmeyin de parasını fakirlere dağıtın” diyenlere ne demek lazım?

        Yeniçeri: Bunun için bir defa İbrahim (a.s.)’ın oğlu İsmail’i kurban etmek istemesine bakmamız lazım. Malum Hz. İbrahim, rüyasında oğlunu kurban ederken görüyor ve kendinden, oğlunu kurban etmesinin istendiği yorumunu çıkarıyor. Yoksa Allah Teâlâ kendisine “Oğlunu kurban et!” diye vahyetmiyor. Defalarca da aynı rüyayı görünce kesin kanaat hasıl oluyor. Kur’ân’da geçtiği üzere Cenâb-ı Hak, meâlen “Sen rüyanda gördüğünü gerçekleştirmiş oldun, sen sözünde durdun, ama iş öyle değil, o kesilmez bu kesilir” diyerek bir koç gönderiyor. Yeri gelmişken şu noktaya da işaret edelim; tarih boyunca insanlık, hayvanların yanı sıra insanı kurban etmeye yönelmiştir. Nitekim yapılan kazılarda, sunaklarda insan kemiklerine rastlanmıştır. İşte o sapıklığın yıkılışı var burada. Hz. İsa’nın kurban edilmesini de ben, bu şekilde görüyorum. Yani o inancın farklılaşmış bir devamı olarak görüyorum. Bu sefer tanrıya kurban, bizzat tanrının kendisi haline getirilmiştir. İnsanın kurban edilmesindeki sapıklığın zirveye ulaşmış halidir bu. Yine kiliselerde içilen veya ekmeğe batırılmış şarabı, o kurbanın kanı ve eti olarak telakki ederler. İslâm geliyor, tüm bu sapık şeyleri ortadan kaldırarak kurbanı yerli yerine oturtuyor.

        Bu girişten sonra bir kere bu hayvanlar, kurban olarak kesilmese bile sonuçta kesilip yeniliyor. Dolayısıyla böyle kurban münasebetiyle birilerinin merhamet timsali kesilmesini anlamak mümkün değil. Şöyle bir hayvanlar âlemine bakalım; hayvanların çoğu birbirlerini yiyerek hayatlarını sürdürürler. Yoksa yaşayamazlar. Allah Teâl⠖hâşâ- merhametsiz midir ki onları böyle yaratmıştır? Bu yüzden burada merhametten yola çıkmak, çok mânâsız bir şeydir. Dolayısıyla bu bir yaradılış kanunudur, bundan kaçamazsınız. Şimdi tam da burada hayvanın nasıl kesilmesi gerektiği meselesin konuşalım. İslâm’da “birr” ve “ihsan” ilkesi vardır. “Birr” ilkesi, en yüksek takva, en yüce ahlâki olgunluğa işaret eder. “İhsan” ilkesi ise, en yüksek takva ve ahlâki olgunluğu göstererek bir şeyi en güzel biçimde yapmaktır ki hadiste bu: “Allah Teâlâ her varlığa ihsanda bulunmayı (iyi davranmayı) emretmiştir” şeklinde geçer.

        Hayvanı keserken eziyet etmemek şarttır. İşte bu ihsan ilkesini Hz. Peygamber, kurban kesimine de taşıyor. “Bir hayvanı boğazlayacağınız zaman, ona eziyet vermeyerek güzel bir şekilde kesin. Bu işi yapacak olan kimse bıçağını iyice bilesin, hayvana acı çektirmesin” buyuruyor. Yani onları ihsan ilkesine göre kesin; yani azab etmeyin, işkence yapmayın. Bıçak keskin oldu mu, bir saniye içerisinde beyinle sinirlerin irtibatı kesilmektedir. O acıyı hayvan bir saniye çeker. Dolayısıyla bıçağın dışında elektrik verme, şoklama vs. ile hayvan kesmek hayvana çok fazla acı çektirmektedir. Batı’daki bu tür metotlarda kurbana değil, kurban kesene kolaylık hedeflenmiştir. Bu konuyu biz, bundan beş-altı sene önce Diyanet İşleri Başkanlığı’nın düzenlemiş olduğu Tarabya toplantısında enine boyuna ele almıştık.

        Kurban kesmeyip de bedelini fakirlere dağıtalım meselesine gelince; bir kere kurban, şeklini Allah’ın belirlediği bir ibadettir. Zekâttan, sadakadan, vakıftan ayrıdır. Kurban tüm bunlardan farklı olarak bizzat kesme ibadetidir. Etinin fakirlere dağıtılması, kesenin yemesi ve ziyafet verilmesi ise ondan sonra yapılacak işler cümlesindendir. Dolayısıyla kurban bizzat kesilmesi gerekir, bedelinin dağıtılması kurban değildir zaten, o ancak sadaka yerine geçer.

        Şefkat Dergisi: Peki Hocam, kurban eti nasıl değerlendirilmelidir?

        Yeniçeri: Âyet ve hadislerle bunun şekli belirlenmiştir. Kur’ân’da “On¬lar¬dan ye¬yin ve eli dar ola¬na ve yok¬su¬la ye¬di¬rin” (Hac, 22/28) buyrulmaktadır. Peygamberimiz de üç¬te bi¬ri¬ni ai¬le hal¬kı¬na, üç¬te bi¬ri¬ni yok¬sul olan kom¬şu¬la¬rı¬na ye¬di¬rmiş, ge¬ri ka¬lan üç¬te bi¬ri¬ni de ta¬sad¬duk etmiştir. Dolayısıyla kurban etlerinin infak ve ikram boyutu var. Fakirlere olduğu gibi zengin, varlıklı dostlarınıza da yedirebiliyorsunuz. Kurban bir bayramdır, bu da bir bayram ziyafetidir.

        Bir ibadetin birden fazla farz rüknü olabilir. Ben burada kurban etini yemenin, fakir-fukaraya yedirmenin de ikinci bir farz olduğunu düşünüyorum. Çünkü öteki türlüsü yani kesip bırakmak, putlara kurban edilen hayvanlara benzer. Çünkü cahiliye döneminde putlara kurban kesiyorlardı, etlerine hiç dokunmuyorlardı. Az önce söylediğim âyetin, bu durumu ortadan kaldırmak için geldiğini düşünüyorum.

        Şefkat Dergisi: Efendim, bütün bu anlattıklarınız doğrultusunda, kurban bayramları nasıl yaşanmalı?

        Yeniçeri: Kurban bayramları, bir şölen havası içerisinde yaşanmalı. Kurbanlar kesilmeli, fakir-fukaraya dağıtılmalı, eşe dosta ziyafetler verilmeli. Burada mühim bir noktaya işaret etmek istiyorum, kurban etleri, kurban bayramı günlerinde, muhakkak yoksullara intikal ettirilmesi gerekir ki kurbanın ruh ve neşvesine uygun hareket edilmiş olsun. Şimdi çeşitli gönüllü kuruluşların öncülüğünde yurt dışında, fakir, yoksul ülkelerde kurbanlar kesiliyor, fakir halka dağıtılıyor. Tüm bunları büyük bir saygı ile karşılıyor, yapanları tebrik ediyorum. Bu kurbanlar, oradaki yoksulları sevindirme, onların da mahzunluğunu giderip bayramı bayram gibi yaşama ve kaynaşmaya vesile olması bakımından mühim bir fonksiyon icra etmektedir. Zaten mezhebimize göre de uzaktaki bir akraba veya daha yoksul bir ülke söz konusu olduğunda, kurban etlerinin onlara gönderilmesinde, vekâleten o ülkelerde kurban kesilmesinde bir mahzur yoktur. Ancak kurban etlerinin tamamını talebe yurtlarında, talebe evlerinde depo edip civardaki fakir-fukarayı ihmal etmemek gerekir. Dolayısıyla kurban etleri, o ülkelerdeki geniş halk kesimleriyle, kurban günleri içerisinde buluşturulmalı ve yeterince onlara da intikal ettirilmelidir ki onlar da bayramın geldiğini anlamış ve bayramı yaşamış olsunlar.

        Şefkat Dergisi: Hocam, bu güzel röportajdan dolayı sizlere teşekkür ediyor, yaklaşmakta olan kurban bayramınızı tebrik ediyoruz.

        Yeniçeri: Ben de sizlere teşekkür ediyor, hayırlı bayramlar diliyorum.
Paylas


İlginizi Çekecek Diğer Makaleler:



Adobe Flash Player’ı Edinin
Copyright ©2010 Şefkat Dergisi Tüm Hakları Saklıdır.!